
Ne zaman deniz kıyısına insem kumların arasında sağa sola dağılmış irili ufaklı taşlara bakarım. Belki hiç benim diyebildikleri bir hayatları olmadı, hiçbir zaman sorumlulukları ya da zorunlulukları olmadı, ama hiçbir mutluluğun ve sevincin tadını da bilmiyorlar. Sadece varlar, benden önce de vardılar ve ben öldükten binlerce yıl sonra da varolmaya devam edecekler.
Peki varoluşlarının amacı ne? Sahile indiğimiz zaman birkaç tanesini denizde sektirelim diye mi, dünya daha güzel görünsün diye mi, yoksa öylesine mi? Hayatlarımızda, varoluşumuzun özünde sürekli bir amaç arama çabasındayız. Oysa bizi çevreleyen dünyanın içinde ne kadar şey belirli bir amaca hizmet ediyor ki? Ne dinle, ne de bilimle açıklayamadığımız ve hükmedemediğimiz hayat labirentinin içinde kendimizi, tanıdığımız diğer bütün canlılardan üstün gördüğümüz için kendimize büyük amaçlar ve ilkeler biçmeye çalışmıyor muyuz? Oysa ne kadar çoğalırsak çoğalalım, ne kadar gelişirsek gelişelim, hayatın karşısında öyle aciziz ki... (Arduus)
Peki varoluşlarının amacı ne? Sahile indiğimiz zaman birkaç tanesini denizde sektirelim diye mi, dünya daha güzel görünsün diye mi, yoksa öylesine mi? Hayatlarımızda, varoluşumuzun özünde sürekli bir amaç arama çabasındayız. Oysa bizi çevreleyen dünyanın içinde ne kadar şey belirli bir amaca hizmet ediyor ki? Ne dinle, ne de bilimle açıklayamadığımız ve hükmedemediğimiz hayat labirentinin içinde kendimizi, tanıdığımız diğer bütün canlılardan üstün gördüğümüz için kendimize büyük amaçlar ve ilkeler biçmeye çalışmıyor muyuz? Oysa ne kadar çoğalırsak çoğalalım, ne kadar gelişirsek gelişelim, hayatın karşısında öyle aciziz ki... (Arduus)
